Neler Yiyorum?
Merhaba,
Aslında önceki yazılarımda ufak ufak bahsetmiştim; ama yine
de sanırım daha derli toplu bir şekilde kendi yemek tercihlerimle ilgili de biraz detay versem iyi olacak :). Yalnız tabii bu tercihlerin benim zevkim, damak tadım olduğunu
belirtmemde fayda var. Herkesin tercihleri kendine özeldir ve amaç kilo vermek
ya da sağlıklı bir şekilde kilo korumaksa bahsettiğim (ben kilo verme amaçlı
bir örnek yapmıştım) kalori ve makrobesin dengesini temelde tutturduktan
sonra çok farklı gıdaları kullanarak
beslenmek mümkün ;). Ve evet baştan söyleyeyim, daha önce de söylemiştim , - göz
kararım bayağı oturmuş olsa da-, önceden sadece pandispanya yapacağım zaman
kullandığım mutfak tartısı şu an hep gözümün önünde… Ama gıdaları tanıdıktan sonra tabii ki bu kadar hesap kitaba gerek yok, evde var kullanıyorum işte...;)
2017 Ağustos’ta kalori ve makrobesin takibi ile kilo vermeye
başladığımda odağım proteini tutturmaktı, bir yandan da tabii kalori hedefini
de aşmamak, dolayısı ile bahsettiğim gibi kahvaltımda yumurtayı 2’ye çıkarıp,
peyniri de ölçülü yemeye başlamıştım, üstüne bir de karbonhidratsız ve yağsız
protein kaynağı olarak 1-2 dilim hindi füme de yiyordum. Yanında bir ufak
meyve, 2014’ten beri kendi yaptığım kefirden bir fincan, salatalık, domates, 10
gram kadar çiğ kuruyemiş (fındık, ceviz veya badem) vs… Kahvaltıyı evde yapıp
çıkıyorum genellikle, yani 7:15 gibi oluyor. Proteini tutturma konusunda iyice
ilerledikten ve bu konuda biraz araştırdıktan sonra yağdan da korkmamak hatta
yağ miktarını da çok düşük bırakmamak konusunda ikna olarak Aralık 2017 başında
kahvaltıma zeytin ve avokado ekledim (3
zeytin ve ince bir dilim avokado gibi), hindi fümeyi de tüketmemeyi tercih
ettim. Bu arada yemeklerde zaten tereyağ ve zeytinyağı kullanıyordum;)
Doğrusunu söylemek gerekirse, bu
beslenme düzenimde en büyük şansım ofisimizin taşınması ve yeni binamızda
yemekhane olmaması sebebiyle yemek kartı uygulamasına geçmiş olmamız olduJ. Taşınmadan önce
yemekhanenin olmayacak olmasına
üzülmüştük; ama yeni beslenme düzenimden sonra misafir olarak gittiğim bir
firmada öğlen yemek yiyince iyice farkına vardım ki, işyeri yemeklerinde belli
bir kalori hedefleniyor, bu da beden gücünü kullanarak çalışan –erkeklere- göre
planlanıyor ve maalesef 4 çeşit yemek çıkıyorsa çoğunlukla dördü de
karbonhidrat ağırlıklı oluyor. Mesela dolma (çoğunluğu pirinç), makarna,
şehriyeli bir çorba, salata çıkabiliyor… Bu menüde protein o kadar az ki… Hadi
protein az, karbonhidrat o kadar çok ki… Ben yemekhanede makarna, pilav tabağını
almazdım genellikle; ama yeterli protein içeren bir yemek haftada 1 ya da 2 kere
çıkarken, diğer günler besin değeri oldukça düşük, kalori değeri ise içerdiği
karbonhidrattan ve yağdan (ki ne yağı belli değil) yüksek olabilen besinler
tüketiyormuşum. Elbette belli bir maliyet söz konusu, böyle olması da normal,
yine de yemekhane yemeği yemek durumunda olsam evden bazı destekler taşımak
lazım olacaktı. Dışarıda yeme modeline geçince, keyfime göre ızgara et çeşidi veya et yemeği,
yanında mutlaka salata veya zeytinyağlı bir sebze, cacık veya çorba şeklinde
kullandım tercihlerimi. Bakliyat yemeklerini eskiden yemekhanede çıkınca “protein” diye
düşünerek yerdim; besin değerlerini görünce protein içeriğinin yanında gelen üç
katı karbonhidrat değeri sebebiyle çok nadir –canım çok isteyince- tüketir
oldum. Öğlen aram 12-13 arası, kahvaltı ile öğlen arasında yaklaşık 5 saat
geçmiş oluyor. Arada bir şey yemiyorum, zaten gerek de duymuyorum.
Akşam spora gideceksem saat 17 gibi protein hedefimi tutturmak ve hem
spora çok aç gitmemek hem de spor sonrası çok aç olup geç saatte yemeğe
saldırmamak adına çeşitli denemelerim sonucu yarım kutu sade quark, bir kutu
activia yoğurt, tarçın (sade yoğurt pek sevmiyorum da) ve mevsimiyse bir kırmızı erik veya yarım şeftali, kışınsa
15-20 gram gibi çiğ karışık kuruyemişi karıştırdığım bir ara öğün yapıyorum ya
da yapıyordum, şimdilerde bazen sadece çiğ kuruyemiş (fındık, ceviz veya badem)
ile devam edebiliyorum. Bu ara öğün aslında sadece spor öncesi için değil, çok
acıkacağımı hissediyorsam eve gidip yemek hazırlayana kadar ne bulduysam
atıştırmayayım diye beni biraz tutması için de yapabildiğim bir öğün…
Akşam da spor sonrası geç olduğu
için kocaman bir salata ile beyaz et veya ton balığı tercihim, kırmızı eti geç
saatte yiyince kendimi çok iyi hissetmiyorum doğrusu. Spora gitmeyip daha erken
saatte yiyeceksem (ve ara öğün yapmadıysam veya az miktarda kuruyemişle
yaptıysam) et olarak kırmızı et, köfte de yiyebiliyorum, çorba, salata,
zeytinyağlı olabiliyor. Avokadoyu hiç sevmezdim, bir arkadaşımın betimlemesi
benim de hislerime tercümandı: Avokado yiyince sabun yemiş gibi oluyorum…J Amaaa sağlıklı yağı da
yeterli alayım diye almaya ve tüketmeye başladım, olgun avokadoyu bayağı
sevdim, salataya da koyuyorum, şu an buzdolabımızın olmazsa olmazı konuma
geldi;). Yalnız ben yarım avokado yemiyorum bir oturuşta, avokado da yağlı
olduğu için yüksek kalorili, onu çok yiyeceksem bir şeyleri azaltmam lazım
mesela…
Bir de peynir konusu var. Peynirler çoğunlukla yüksek
proteinin yanında yüksek yağ da içeriyorlar, o yüzden miktarını ayarlamak
lazım. Ben yumurta tercih ettiğim için kahvaltıda peyniri sınırlı tüketiyorum (bahsettiğim düzende 4 öğün tükettiğim bir gün için tabii, haftasonları öğün boyutları büyüyor, sayısı düşüyor çoğunlukla). Tamam sağlıklı
yağları da yeterli miktarda tüketmeye çalışıyorum; ama bazen de yağsız peynir
alıyoruz hem protein hedefi için hem de doğrusu daha fazla miktarda yiyebildiğimiz için gözümüz doysun diye;)
Bu arada hiç ekmek veya benzeri
bir şey saymadım; ama açıkçası ben aramadığım için. Ekmekle yoğun münasebetimi
2000 yılında büyük kilo veriş dönemimde kesmiştim. Yani yemekle beraber ekmek
yeme alışkanlığını bırakmıştım, elbette tüketmiyor değildim; ama aradığım bir
şey de değildi, yine değil. Bazen Pazar kahvaltıları veya çok çok güzel özel
bir ekmek olunca yiyorum doğrusu. Ekmek yemeyince de çoğunlukla glütensiz beslenmiş
de oluyorum ve bu da sanırım insana iyi gelen bir şey.
Doğrusu bu beslenme düzeni -yani
özellikle proteini tutturup gerisine pek dikkat etmeyince- bağırsaklarda biraz
sıkıntı yapıyor, karbonhidratı ne kadar lifli gıdalardan alabildiğimiz ve yağı
yeterli alıp almadığımız önem taşıyor burada… Lifli gıdalara da özellikle yer vermekte
fayda var, mesela keten tohumu, buğday rüşeymi, ne bileyim yulaf
ezmesi, zaten mutlaka sebze, salata….
Ayrıca mikrobesinlere, yani
vitamin ve minerallere hiç değinmedim; ama sebze, salata, bir miktar meyve
yemek, yağda eriyen vitaminler için yağı da yeterli almak önemli tekrar bir
söyleyeyim dedim;)
Bir şey daha: İyi doymak, tatlı ve
abur cubur krizlerini azaltıyor; ama elbette dönem dönem canım tatlı istiyor ve
isteyince de yiyorum. Hele ki aklıma bir şeyi takmışsam, yerim… Ama evde olan
şeyler bazen akıldan çıkmadığı için evde pek abur cubur bulundurmama çabasındayız. Kilo
vermeye çalışıyorsam elbette daha çok dikkat edip, kalori sınırını aşmamaya
çalışıyorum, kilo koruma/sağlıklı beslenme ise amaç, genellikle temiz beslenip,
canım isteyince, özel bir gün olduğunda veya haftasonu sosyalleşmelerinde elbette yüksek karbonhidratlı,
glütenli (glüten yemememi gerektirecek bir rahatsızlığım yok), şekerli
tüketimlerim oluyor. Bir şekilde dengeliyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder